Yuğ Bizi

Yuğ Bizi

Ben çocukken, mahallemizin camiinin altında bulunan Kur'an kursunda Kadir Gecesi beklenirdi gece boyunca...

Aslında çocukluktan yetişkinliğe doğru giden tüm yılları kapsayan bir klasikti bu mahallemizde. Herkes birbirine öyle aşina, öyle yakın. Gece yarısına kadar kılınan tesbih namazları, okunan sureler, getirilen salavatlar ve edilen dualarla, o zamanlar derinden hissettiğim arınmışlık duygusu. Tesbih namazında söylenen zikirle, sonrasında açılan eller, annelerin gözyaşları. Bir kenarda edilen ikramlar, hayırda yapılan yarışlar. Kadir Gecesi'nin özellikleri anlatılınca anlam veremeyip: "E zaten Kadir Gecesi'nde değil miyiz?" diye sorgulamalarım.

Gece sehere doğru yol alırken yıldızlara bakıp: "Bu gece olabilir." diye gözlemleri annelerimizin. Sonraki zamanlarda şükredip: "İyi ki gizlenmiş bu gece, gökten inen manevi bu sofrayı adım adım aramak ne büyük saadet!" diyerek hamd ile dilimizi ıslatmalarımız. Çünkü bilirsek bu gecenin  kadrini, bilinir kadrimiz Hak katında. Kendisine inince, nasıl bin aydan daha hayırlı ediyorsa bir ayı; bir kalbe indiğinde o denli kıymetli hale getiriyordu Kur'an insanı. Sonra bir de hep bir ağızdan yorulana kadar söylediğimiz O Peygamber duası: "Allah'ım! Sen affedicisin, affı seversin. Beni de affet."

Allah'ım! Bu duayla yuğ bizi. Yıka bizi: Çocukluğumdaki gibi.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ