Ulu Hakan Sultan II. Abdülhamid Han (10 Şubat 1918)

Ulu Hakan Sultan II. Abdülhamid Han (10 Şubat 1918)

“Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim hiçbir saadet ümidim kalmadı. Bari felâketi olsun bana daha fazla gösterme Allah’ım!” Onun duasıyla başlıyorum yazıma. Bazı kelimeler vardır; tonlarca ağırlığı taşır üzerinde ve okuduğunuz an kalbinize dökülür. İşte o kelimelerin art arda dizilerek göğüs kafesimizde yuvalandığı mısralardan biri de onun duasında yatıyor. O kim mi? Osmanlı Devleti’nin 34. Padişahı ve İslâm’ın 113. Halifesi Sultan II. Abdülhamit Han. Duasının başında, kendisi için yapılan bir şeyi affedeceğini fakat Allah Rasulü’nün yolundan gittiği için ve milletine felaketleri yaşattıkları için, zalimleri asla affetmeyeceğini bildiren bir padişah. Vatanını, milletini, dinini, kendi çıkarlarından üstün tutan ve bu uğurda mücadele veren bir yüce şahsiyet. Sultan II. Abdülhamit Han, 21 Eylül 1842 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. 10 yaşında annesi Tir-i Müjgân Sultan’ı kaybetmesinin ardından babası Abdülmecit Han’ın diğer eşi olan Pîrüstü Kadın, ona annelik etmiş ve öz evladı gibi yetiştirmiştir. Padişah, şehzade yıllarını tamamlamasının ardından 31 Ağustos 1876 yılında tahta geçtiğinde Osmanlı Devleti, en çalkantılı zamanlarını yaşamaktaydı. Bu talihsizliği, üstün zekâsı ve siyasi dehası ile olabilecek en iyi seviyede idare edip, otuz üç yıl boyunca Devletin bekasını korumuştur. Döneminde yapmış olduğu birçok demiryolları, kurduğu üniversite ve fakülteler, limanlar, rıhtımlar, telgraf yolları, istasyonlar ve daha birçokları onun çalışkanlığının ürünüdür. Tahta çıktığında iki yüz elli milyon tutan devletin borçlarını, maddi açıdan zorlukların yaşandığı bu yıllarda, iki yüz altı milyona indirmiştir. Filistin topraklarını kendilerine satmasını isteyen Yahudilere karşı “Bu topraklar satılık değildir. Milletim bunu kanla almıştır, kanla verir ancak!” dediği için, Yunanlıların Türkler arasında toplu katliamlar yaptırmalarından dolayı Yunanistan’a harp ilan ettiği için, Ermeni hareketlerine karşılık verdiği için ve daha nice Türk ve İslam dünyası adına gelişmeler elde ettiği için; kendisine karşılık Batılılar ve düşmanları tarafından karalama politikaları başlatılmıştır. “Kızıl Sultan” lakabıyla, son derece merhamet sahibi bir padişahı, barbar gibi gösterip topluma farklı lanse etmişlerdir. Devletin maliyetinin yetmediği yerlerde, kendi cebinden harcamalar yapmıştır. Marangozlukla uğraşmış ve yaptığı bastonları yaralı askerlere hediye etmiştir. İsraftan kaçınmak için aldığı her şeyin fiyatını sormuş ve bu yüzden “pinti” diye anılmıştır. Abdest almadan hiçbir devlet işine imza atmamıştır. Daima temkinli ve tedbirli olması, evham olarak algılanmış ve o da bu iddialara karşı “evhamlı sanıldığını fakat kendisinin sadece gafil olmadığını” ifade etmiştir. Düşmanların, Sultan’ı tahttan indirmeden Osmanlı Devleti’ni yıkamayacaklarını bilmeleri sonucu, batılılar İttihat ve Terakki partisi mensuplarını kışkırtmıştır. Böylelikle 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edilmiş ve bunun ardından karışıklıklar tekrar cereyan etmiştir. 31 Mart Vak’ası ile de Sultan Abdülhamit Han 1908 yılında tahttan indirilmiş ve Selanik’e gönderilmiştir. Ulu Hakan Sultan II. Abdülhamit Han, 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayı’nda hayata veda etmiştir. Onun hayata veda edişi, bizim gönüllerimize daimi bir taht kuruşunun eseridir. Kendisi gitse de izleri ve sevgisi, kalbimizde daima Ulu Hakan olarak yer etmektedir. Necip Fazıl merhumun da ifade ettiği gibi; “Abdülhamit’i anlamak, her şeyi anlamaktır.” Anlamak ve anlatmak temennisiyle…

-EMİNE TÜRKUÇAR-

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ