Seyr-i Süluk

Seyr-i Süluk

"Sefer bizim, zafer Allah'ındır!" diyerek çıkılır yola. Sefer bu niyetle başlar. Niyeti, hedefe ulaşmak için almalı, zaferi de mutlak galip olan yüce Allah'ın takdirine bırakmalı. Seyr-i sülukta da eyleme başlamak aynı niyete müteakiptir. Bir yola, bir mesleğe doğru harekete geçmek ve seçilen yolu tamamlayarak nihai hedefe ulaşmak düşüncesi insanoğlunun aklında bir dönem yer bulur. Bu yolculuğun özel bir adı vardır: Seyr-i süluk... Cüzi iradesi ile insan gideceği, ulaşmayı isteyeceği yolu ve hedefi kendi belirleyip planlamaya muktedirdir; fakat yolculuğu esnasında karşılaşacağı hiçbir şeyi seçemez ve belirleyemez. Dolayısıyla, tümüyle mücadele halinde olmalıdır. Yolda karşısına çıkacak olanlar insanın yolunu değiştirebilir, yanlış bildiğini düzeltebilir, hedefe daha dolambaçlı bir yoldan gitmeye zorlayabilir insanı ya da herkesin zorluklarla ulaştığı zirveye bir anda ulaştırabilir. Önüne çıkacak hiçbir şeyi kestiremez insan. Yaşayacaklarının garantisi yoktur yolculuğu boyunca; ama onlarla mücadelesi kendi içinde baş gösterir. Hangi yola girerse girsin, neye ulaşmak isterse istesin, insanın ilk vazifesi, içine doğru bir yolculuktan geçer. Manevi yolculuk; seyr-i süluk... Neye, ne kadar, hangi şartlar altında, kimlerle dayanılır? Olası olaylar, artılar ve eksiler nelerden müteşekkil olabilir? Geriye dönmeye ve ileriye gitmeye güç yetmezse "pişman oldum." diyebilir mi ya da nasıl bu kelimeyi kullanmaz? Tüm bu sorulara içten bir cevap varsa hedefi Allah'ı arkaya alarak belirlemeli. İnsan çıkacağı seferi Allah'a emanet etmeli ve sadece bu sefere çıkmakla yükümlü olduğunu unutmamalı. Peygamberler dahi sadece tebliğ ile görevliydiler, Allah istemedikçe davetlerine karşılık bulamadılar.

                                                                                                                                           -BÜŞRA LİMONCU-

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ