Nihayet

Nihayet

Beynimde fırtınalar kopuyor bense kelimeleri dizginlemeye çalışıyorum. Bazen durduramazsın; ne zamanı, ne insanı, ne kelimeleri… Ben de öyle yaptım durmadım önünde sözcüklerin.

Her ağıt bir siftah,
Çakmak bakışlar umuda gebe,
Her adım uçurum,
Her nefes zemheri.

Bak dumanı tütüyor dünyanın,
Bizler çıra misali,
Koynunda yanmaya mahkum.

…ve her siftah sonunu bulur,
Kimine ölüm,
Kimine insan nihayet olur.

Geceyi gündüz, sabahı zor edenler var. Ben bazen yakacak çıra bulamadığını düşünüyorum Dünya’nın. Belki de küle dönmüş bir çıra tekrar yanmadığı içindir zamanın durmuş gibi hissettirmesi.
Doğduğunuzda siz ağlarsınız, etrafınızdakiler güler. Öldüğünüzde etrafınızdakiler ağlar siz, siz ne mi yaparsınız? Bilmem, gülmeye değer bir çıra mıydınız? Yoksa ağlamaya değer bir duman mı kaldı ardınızda?  
Mevlana nihayetine "Şeb-i Arûs" dedi. Ona göre hayatın nihayete ermesi gülmeye değerdi. İnsanın artık yanmayacağını bilmesi gülmeye değer, değil mi? Siz, hiç hangisi olduğunuzu düşündünüz mü? Belki de ölümü çok uzak gördüğünüz için düşünmeye değer bulmamışsınızdır. Hem, hâlâ yanıyorken ne bilsin insan sönmeyi?
Farz et ki buldum nihayeti, ve insan oldu sebebi…

Uçurum içimde, gecenin en afili saati. Sabahı edemediğim bir gecenin koynunda karaladım bu satırları. Yıldızlar ışık olmuş karanlığa. Bense kendim dışında herkese ışık oluyorum. Sahi, her karanlığın aydınlığı var; senin neden olmasın Aişe? Olsun olmasına da en afili aydınlığı gece kapmış zaten, benim karanlığıma ne aydınlık ola?

-ŞEBÇERAĞ-

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ