Neden Dünyadayız?

Neden Dünyadayız?

İnsan; iki hece...

Binlerce mana yüklü sinesinde. Hangisinden başlasak?

Âdemoğlu vasfından mesela...

Peki neden? İşte bunun cevabı, sorumuzda gizli!

Neden dünyadayız, ne için yaşıyoruz?

Bunu cevaplayabilmek de kendimizi doğru tanımamızda gizli!

Nasıl yani?

Şöyle ki; hepimiz "âdemoğlu"yuz.

Âdemin vasıflarının birer taşıyıcısıyız.

Değil miydi ki Âdem(a.s.), yeme, denileni yiyen ve yeryüzüne düşen?

Neden soruyorum?

Bunun konumuzla ne alakası var?

Çünkü Âdem, insandı ve insan, aciz yaratılmıştı.

Noksan olan her şey, tam olana taliptir.

Öyleyse insan da tamın arayışındadır.

Bu yolculuğun güzergâhı da işte burasıdır.

Bastığınız toprak, toprağın hakimi dünya...

Peki ya Allah?

Tüm hâkimiyetlerin hakimi, zerreden yüceliğe her şeyin sahibidir.

Bu, ilk insandan başlayıp son insana dek sürecek olan bir serüvendir.

Toprağa şekil veren Allah, ona ruh üfledi, Âdem'i yarattı.

Sorgulama ilk orada başladı.

Âdem ile Havva'dan, âdemoğlu geldi dünyaya.

Yurt oldu burası, ya da sürgün...

Yasağı çiğnemenin bedeliydi dünyaya gönderilişin sebebi.

O yüzden acıdı ruhumuz burada, o yüzden bitmek bilmedi çilemiz.

O yüzden hepimizin bağrında derin yaralar saklandı ve tam olarak gülmedi yüreğimiz.

Şimdi hepimiz, geçici yurdumuzda nefes alıp vermekteyiz.

Gün gelecek, toprağa dönecek kalbimiz. Geldiğimiz yere gidecek bedenimiz.

Ruh ise izah etmekle meşgul olacak kendini, ispat etmekle...

Neyin ispatı?

Ben mi istedim buraya gelmeyi?

Evet, ben seçtim, ben istedim gelmeyi.

Önce seçildim.

İnsanın kusursuz mekanizması, benim bedenime layık görüldü.

Ve soruldu...

Onayladım; önce Rabbi, sonra dünyaya gelişi ve Allah, bu yüzden izin verdi.

Bezm-i elest'te "kâlû belâ" sözüydü gelme sebebim.

Ne zaman vermişim bu sözü?

Niye bilmiyorum madem?

Anne karnında ne yaptığını hatırlamayan bir varlık, Allah ile geçen hususi meseleyi nasıl idrak edip hatırlayabilir ki?

Dinin bir adı iman, imanın anlamı güvenmek değil miydi?

Öyleyse nedir bu güvensizliğimizin sebebi?

Ben; âdemoğluyum, âdemkızıyım.

Ben, yolcu gibi uğradığım yerdeyim.

Yolculukta belli olurmuş sadık dostlar... Ben; dostun seçildiği mekândayım.

O yüzden geldim dünyaya.

O yüzden imtihanlar uğrar daima sokağıma.

Hiç gitmez başımdaki hülyalar...

Dost; ister ki ölçüp biçeyim, ne kadarmış ondaki yerim, bir göreyim...

Verir derdi, elemi... "Haydi" der, "göster sadakatini"...

Sabır mı, isyan mı?

Seçimine göre yaşarsın bu hayatı.

Bakış açına göre...

Ya şükreder, Allah'tan ötesine kalbini bağlamaz, yürür gidersin her türlü tümsekte.

Yahut Ondan ötesine mutluluk der, en ufak rüzgârda savrulup boşluk hissini avutursun kalbinde.

Ben; âdemoğluyum, âdemkızıyım.

Seçmeye geldim, tarafımı belli etmeye...

Bu yüzden de iman etmeye geldim.

Zorla değil, bilakis aklımla...

Mecburiyet olsaydı bu yolda, irade verilir miydi hiç insanoğluna?

İmtihan olmasaydı bu yolda, nefs verilir miydi insana?

İblis, kendini bize düşman ilan eder miydi, rakip olarak görmeseydi bizi?

Ben; âdemoğluyum, âdemkızıyım.

Ruhum bezmi elest'te söz verdi, yeryüzünde denendi ve dönecek bir gün, zihnimin hatırlayamadığı o diyara.

Bedenim toprakta şekil buldu, üzerinde yaşadı ve dönecek bir gün özünde var olana.

Bu yüzden kalmaya değil, gitmeye geldim.

Mükemmel yaşamaya değil, aslıma sadakat göstermeye geldim.

Ebedi olana varmak için, bu yoldan geçmem gerekti.

Ben de Sevgili hürmetine uğramaya geldim.

Bundan ötesi; geçici hikâye ve ayağımı kaydıran bilmece.

Varış yeri oradadır, uzak görünen yakında.

Sadakatimizin derecesini göreceğiz elbet varınca.

Selamet ve sevgi ile...

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ