Muştu

Muştu

Yüklenmişiz yadırgadığımız dertleri sırtımıza. Kimse oralı değil kabullenmeye. Suçu da suçlusu da belli olmayan bir cezayı yaşıyoruz. Kimi sırtlanmış kederi; senin benim demeden, kimi baka kalmış, afallamış gözlerle. Alışmadık mı zaten nasılsa taşıyanı var diye koyuvermeye. O halde satırlarımı okuyan herkes kulak versin bana.  Ben bu yaşıma kadar bana ait olmayan her türlü derdi kendime yoldaş edindim. Tanışık olmadığım dertlerin yoldaşı olmaktan kendi derdimi bulamaz oldum. İnsan muştusunu arar çoğu kez; ben derdime hasret kaldım. Muştu da nesi diyenleriniz olacak, dil devrimi sırasında müjde karşılığında tekrar canlandırılmış bir kelime. Halk ağzında muştu. Biraz hayıflansak da bırakalım dertleri muştumuzu arayalım bugün. Bizler esir zamanların hür çocukları. Dağıtalım ufkumuzdan kara bulutları. Tam da yeri değil mi umudunuz olsun demenin? Ne anlamı var umudu olmayınca hayatın. Şu cana, bedeni zindan olmaz mı insana o zaman? İnsanın umudu en çok da kendisi değil midir? İnsanın muştusu da kendisidir bence. Şu sıralar Sezen Aksu’nun da dediği gibi: “yetinmeyi bilenler hem muştusunu bulur hayatın hem umudunu.” Beklentisi okyanus olan derede boğulur zaten. Yorgun bakışlara şahit oluyorum çoğu kez. Gözlerinin feri sönmüş bedenler dolaşıyor etrafta. Umutsuzluğun imanı dahi zedelediğini biliyor muydunuz? O halde her ne kadar hayıflansak da muştumuza sahip çıkmalı. Yeri gelmişken tekrar etmekte fayda var umudunuz olsun ey ahali!

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ