Merhabâ

Merhabâ

“...Müşterîysen gir dükkâna

Alıcıysan mal çok sana

Bakma uzağa yakına

Sende yoksa sende yoksa” (âşık Mahmûd)

    Eşref-i mahlûkât olarak yaratılmış insanın, içinde bulmadan dışarıda aradığı her duygunun bir gün hayâl kırıklığı ile nihâyetleneceği düşüncesindeyim. Bunu “aşk” gibi kutsal bir duygu için varsaydığımızda -muhâtabı olarak Leylâ/Mevlâ fark etmeksizin- kişinin özündeki aşk isti’dâdını idrâk etmesi, çölde “su su” diye inlemek yerine, içindeki deryâdan yudum yudum kanmasını sağlayacaktır. Bu yolculukta vesîlenin, kendi denizimizden kendi susuzluğumuzu gidermek için bize bir kâse olmasından öte vazîfesi yoktur. Üstelik kâse çatlak ise, suyumuzu isrâf edip susuzluğumuzu ziyâdeleştirmekten öteye geçemeyecektir. Tıpkı içimizdeki durgun denizi, kıyıdan atılan bir taşın harekete geçirmesi gibi. Bir el hatırlatır içimizde ummânın varlığını bize, dalgalandırınca köpük köpük. Bir el, bir yüz, bir ses... Buna sâdece “anımsamak” denebilir. Kendinde var olan “öz”ü. Olmayanı îcâd etmek değil; var olanı keşfettirmek. Hazînenin yerini göstermek. Kemâl sâhibi bir vesîle için; içinden bir altın bile ç/almadan...

     Nezih Uzel kendini, kulağını, mûsikînin tekniğinden öte rûhuna açmışlara duyurur. İşitenin içinde durgunluktan yorulmuş denizi, sesindeki rûhu ile harekete geçirir, dalgalandırır... Dalga dalga büyüyen feyiz, gün olur kıyıya vurup oradakileri de ıslatır. Kimileri kıyıda ayak çırparak eğleşir, kimileri boyunu geçmeyen, dönmeye hep yakın yerle yetinir, kimileri dönememek pahasına ummâna açılır. Müşterek hakîkat aynı suda ıslanmış olmaktır. Herkesin kendi kabınca, kendi talebince... “Talebin neyse o’sun sen!”

     1 Mayıs 2012’de hakîkatine uğurlanan güzel âşık Nezih Uzel, Türk Mûsikîsi meşk kültürünün unutulmaması gereken nadir isimlerindendir. Onun talebesi olmak, sâyesinde bulunmak şerefine nâ’il olanların anlattığı hâtıralardan, hânesinde yapılan meşklerde dönemin ilim ve hâl ehli insanlarının cem olduğu, hikmetli sohbetler ve feyizli meşkler icrâ edildiğini dinlemekteyiz. Düşünün ki mahreminizi, evinizi; gönlünüz gibi hizmete açıyorsunuz. Gençlerin delilik çağını hizmet makâmında uslandırırken; âlimlerin muhâtab bulmasını sağlıyorsunuz. Meğer açtığınız sâdece dünyâda kurulu dört duvar içindeki eviniz olmuyor; göçtükten sonra dahî dillerde, gönüllerde, senelerce hasretle yâd ediliyorsunuz. Siz gidiyorsunuz, attığınız ilk taşın dalgası hâlâ kıyıya vuruyor. Kıyıdakiler sürekli değişiyor, deniz ise aynı deniz...

“Vedâ yoktur âşıkların makâmında.”

Ancak, bir ‘merhabâ’ vardır, döndürüldüğümüz yurda.

Merhabâ, Nezih Babası âşıkların! Vuslat sene-i devriyyeniz mübârek olsun...

-TUĞBA GÜLYEŞİL-

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ