Koku (Hikâye)

Koku (Hikâye)

Saygın akademisyen sabah erken saatte kalkmış, her gün yaptığı gibi oğlunu okuluna Bırakırken, yumru yanaklarına öpücük kondurmayı ihmal etmemişti. Az sonra durduğu trafik ışıklarında Suriyeli iki çocuğun arabasına yaklaştığını görünce, burnuna kötü bir kokunun geldiğini fark etti. Bir şey kokuyordu, pis, insanı rahatsız eden bir şey. Yüzü buruştu, aracının camını kapatıp yoluna devam etti. Ancak Suriyeliler’in o pis kokusu bir kere girmişti arabadan içeri; ancak endişelenecek bir şey yoktu. Az ileride camları tekrar açar bu pis kokuyu tahliye ederdi nasılsa…  Öyle de yaptı. Az ileride camlarını yeniden açtı ama gitmemişti işte koku, artık idare edecekti fakülteye kadar. Çok geçmeden üniversiteye geldi. ‘Emeklerinin ürettiği değerin farkında olmayan işçiler’ konusunda yazdığı tebliğe son bir kez göz atacaktı. Odasına girmesiyle fakülte çaycısı Osman’ın kahvesini getirmesi bir oldu. Osman işinde iyiydi, sabah kahvesini hiç sektirmezdi. Bir süre göz attı -kendinden başka kimselerin yazamayacağı kadar derinlikli ve muhtemelen kıymeti pek anlaşılmayacak olan- ilham dolu makalesine…  Hatta bu duruma kederlenir gibi oldu.

Kapının sesine bölündü tüm düşünceleri. Eski hocalarından biri fakülteye gelmiş ve kendisine de uğramak istemişti. Başköşeye oturttu hocasını. Laf lafı açıyordu. Aynı yoldan gelmiş olsa gerek: “Okula gitmesi gereken mülteci çocuklar, trafik ışıklarında dileniyor çok içim acıdı.” deyiverdi hocası. Yüzünü buruşturdu yeniden... Zira birden o pis kokuyu yeniden duydu nedense. Hocasına belli etmeden üzerini şöyle bir kokladı. Camı açtı. Sonra üst perdeden seslendi: “Hocam siz yaşlandınız tabii, ihtiyar merhameti sizinki. Bunlar bu ülkenin başına bela olacak ileride, her türlü pislik bunlarda.” diye söze girdiğinde, kendisine emek veren hocasına yaptığı ukalalığın farkında bile değildi. Hocasının: “Öyle dememek lazım çocuktur, mazlumdur sonuçta, sahip çıkmak lazım.” demesi de yumuşatmadı kalbini. Sağdan soldan duyduğu: “Aman hocam, boş verin. Hastanesi, postanesi her şey bunlara çalışıyor.” ezberlerini sıraladı. Sonra konu değişiverdi birden, eski günlere özlem, yeni nesle sitayişle devam etti. Saat hayli ilerlemişti. Hocasını yolcu ettikten sonra üşüdüğünü hissetti, camı kapattı. O tuhaf, o pis koku hala geçmemişti: “Eve gidip pir-ü pak olmak gerek.” dedi kendi kendine. Fakülteden çıktı, dünya tatlısı oğlunu okuldan alıp eve gidecekti. Arabasına bindi. O pis, o melun koku ise hala burnundaydı: “Allah kahretsin nerden bulaştı bu, insan bununla yaşayamaz ki.” dedi kendi kendine...

Biraz sonra oğlunu okuldan aldı. Çocuk pek neşeliydi. Sevindi önce, oğlunun bu halini görünce. Sonra “Baba” dedi çocuk “Azez neresi?” Şaşırdı saygın akademisyen: “Nereden duydun?” diyebildi. “Sınıfa yeni bir çocuk geldi bugün hemen arkadaş olduk Azez’den gelmiş çocuk” dedi. Yüzünü ekşitti: “Boş ver, çok uzak orası bizimle ilgisi yok, oradan gelen çocuklarla da arkadaşlık yapma.” dedi. Çocuk mahzunlaştı birden; ancak bu durum babasının pek de umrunda değildi. Eve gelmişlerdi. Kucakladı çocuğunu ve indirdi arabadan. Sonra o pis kokuyu duydu tekrar. “Çocuğa da mı bulaştı nedir?” dedi. İçeri girdi, hâlâ burnundaydı o koku. “Hanım” dedi;“Sende pis bir koku duyuyor musun? Bir koklasana havayı!” Hanımı baktı şöyle bir, sonra havayı çekti ciğerlerine: “Yoo hayır!” dedi. Yemeğe oturmadan duşunu aldı. Yemeğe oturdu ama eşinin yaptığı enfes yemekler yerine, işte yine o kokuyu duyuyordu. Anlayamıyordu. Anlayamazdı da. Çünkü o pis koku kalbinden geliyordu ve aslında haklıydı “İnsan bununla yaşayamazdı…”

                                                                                                                                                                                             -TAHA KURUTLU-

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ