Hakikatten Uzaklaşan Kalp

Hakikatten Uzaklaşan Kalp

Yürüyordu genç yalnız ve kimsesiz. Çıkmaz sokaklara girmiş, loş ışıklara aldanmıştı. Her bir sokağın sonuna kadar gittiğinde, çıkmaz olduğunu görüp dönmüş; sahibini koruyup gözetenini sokağın başında şefkatle bulmuştu.

Mahcuptu… Özür diliyor, mahcubiyetini dile getiriyordu; fakat öyle yaralıydı ki ürkek bir ceylan gibi hakikatten uzaklaşan kalbi, su arıyordu âdeta.

Her günün bitiminde, bir örtü gibi kâinatı kaplayan geceyi düşündü genç adam. Şehirlerin, şaşaalı ve gürültülü kalabalığından geceye kaçmak güzeldi.

 Gece; sırlı zaman dilimleri idi. Âşıkların, sadıkların buluşma demiydi.

Çıkmaz sokaklarda, can kırıklarıyla dolmuştu heybesi.  Büyük bir şefkatle: "İsteyen yok mu vereyim?"denilen bu anları merhem diye sürmeye başladı yaralarına. Hakikatten uzaklaştığı her bir vaktin telafisi olarak görüyordu bu zamanları. Kâinat sessizleşip yıldızların, semanın, arzın hafî bir zikir ile cezbe halinde olduğu bu anlar, ona iyi geliyordu.

Rehberini aldı yine bir gece eline. Çocukluk zamanlarında, onu tam olarak sol göğsünün üzerinde taşımak ne büyük bir heyecandı. Gözlerini kapattı ve kalbini arındırması için sabahın, gecenin ve her şeyin sahibine niyaz etti. Sonra başını kaldırıp, rehberinden bir sayfa açıp, üzerinde göz gezdirdi. Bir reçete sunuyordu kalplerin devası, müminlerin şifası: "Onlar, geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.” (Ez-Zâriyât, 17-)

Secdeye gitti başı. Kâinatın zikrine karıştı gözyaşları... İçten, derinden, en kalpten söyledi; aşk ile: "Huu!"

1 YORUMLAR

YORUM YAZ