Dünya

Dünya

Saltanatı hüküm süren garip dünya!

Nereden geldin, neler getirdin?

Bir deniz çalkantısında, bir fırtınanın tam ortasında

Yüreği hamlamış insana geldin.

Salınacak zincirlerin, prangaların kırıldığı dünya!

Ağlamayı sen öğrettin doğan her çocuğa

Tahkum edilmiş sınırların, yamaçların rüzgârın,

Sarsıntılanmış dağ tepelerinin

Dorukta olduğunu zannetmeyi sen gösterdin.

Başı göğe, ayakları denize değen incelmiş kayalara

Yüküyle okyanuslar aşan yunuslara

Yelkeniyle denizlerde savrulan balıkçıya

Boğulmayı sen öğrettin ey derdi derin dünya!

Kaybolunca bulunan yahut daha da kaybolana,

Yelesini bozkıra savuran ata,

Elinde sapan taşıyla kuş vuran çocuğa

Can almayı, ölmeyi ve nefessizliği sen anlattın koca dünya!

Ey dünya, dünya, dünya!

Sen masallarda Alaaddin’in lambasından çıkan dünya!

Leyla uğruna Mecnun’u çöllere düşüren dünya!

Kabil’in taşıyla Habil’i öldüren dünya!

Kimine aç, kimine susuz, kimine mal-mülk, kimine can veren dünya!

Efsanelerin, masalların eteğinden sıyrıl artık

Sıyrıl ve izin ver kendi hikâyesini yazması için insana!

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ