Dikkat Salgın Var! (1)

Dikkat Salgın Var! (1)

Söz vermiş ve dünyaya gönderilmişti. Tertemiz ve biatı taptaze! Üzerine kokusu sinmemişti henüz dünyanın. Yoktu kalbinde katran katran perde… Yavaş yavaş ve adım adım büyüdü bedeni. Bedeni büyüdükçe, küçüldü kalbi.  Bir şeyler vardı onu rahatsız eden. Adını bile henüz bilmediği...

 
Uzman konuşuyordu TV' de: "Kendinizi korumalı, sıkı tedbirler almalısınız." diyor, madde madde sayıyordu her bir şeyi. “Ama öncelikle, gelin bu virüsü tanıyalım."dedi ve başladı anlatmaya. Doktor konuşmaya devam ederken, gözü masadaki kitaba kaydı.  Kitabına… Daldı gitti öylece.  Onun da virüsleri vardı içinde. Rahatsız eden kendini. Elini kitaba doğru uzattı. Kıyamete kadar mahfuz idi O.
Kendisinin ahlakı Mukaddes kitap olan tabipler tabibine başvurdu bu hislerle. Başlıyordu anlatmaya kalbi karartan tüm virüsleri: "İyilikleri yer bitirir, ateşin odunu yediği gibi!" diyordu. Evet evet, kalbini ağrıtan demek oydu. Ama bu değildi yalnızca. Dur, dedi kendine. Sükûnetle tanı onu ve kulak ver rehberine, tabibine…

“Kazıyıcıdır." diyordu. Dini kazır diye devam ediyordu Tabib. Gözlerini kapattı ve kalbini yokladı. Evet dedi. Daha üstün olması canımı sıkıyor bazılarının ve kalbim rahatsız oluyor. Sonra iç ağrısıyla araştırmaya devam etti. Bilge insanlara, O büyük tabibin "varis" olarak tanımladığı yüce ruhlara da kulak vermeye başladı.
Şöyle diyordu biri: "Hasedin çaresi: Hâsid adam, haset ettiği şeylerin âkıbetini düşünsün. Tâ anlasın ki, rakibinde olan dünyevî hüsün ve kuvvet ve mertebe ve servet, fânidir, muvakkattir. Faidesi az, zahmeti çoktur..."( Mektubat)
"Evet." dedi. Doğru. Fani her şey. Ondaki de fani, bendeki de... Her şey fani.  Bâki Allah. O zaman izzet ve şeref Yalnızca O'nun katında.
“Hastalığı iyi tanımalısın.” diyordu bilgeler."Kendini tanı!"diye sıkıca tembihleri demek ki bu yüzden." Kendini bilirsen, bilirsin Rabbini... O zaman yine dönmeliyim içime.

Yokladı her bir hissini. Karanlıkta aradığını bulmaya çalışan bir âma oldu. Yokluyordu sürekli. "Ne yapıyorum hastalık nüks edince?” dedi. Baktı ve gördüğü şuydu: "Yermek…" Evet evet, yermek. Yererek, rahatlıyordu sanki. “Eğer yapamıyorsam ve erişemiyorsam yaptığım şey bu oluyor doğru." dedi.  Adım adım teşhise doğru gidiyordu. "Nasıl ki bir virüsle savaşmayı öğrenirse beden, sağlıklı olabilirse, bunun da tamamen yok olmasıyla değil; o hislere rağmen tezkiye için uğraşmasıydı esas olan." Hastalık gelmeden evvel, "Koruyun kendinizi." diyordu hekimler. "Bu virüsün de çözümü; itikat ve rıza ile kalbin bağışıklığını güçlendirmekti. Sonra içeriden çocuklar seslendi: "Öğretmeniiiiim."


Hasan resim yapmış. Bakın öğretmenim. Resim dersi değil, Hasan resim yapmış! Çocuğa baktı, ta gözlerine. İçeride uyuyan minik bir kurtçuktu sanki haset.   Eğer, “Hasan ne güzel yapıyor,  bakın.” demişse, gıpta damarlarını tahrik etmiş, o kurtçukları uyandırmıştı. Hasanı yerse, kurtçukları besleyecekti. Sükût etti sonra. Herkes dedi, istediği, sevdiği ve kendisinde olanı ortaya çıkarmalı. Yermeden, ezmeden, üzmeden... İçine döndü sonra. Hırs dedi. Haset dedi; hastalık belli olmuştu. Sebepleri  belki, ta çocukluğa dayanıyor. O zaman en fazla yapmam gereken; bana sadaka ve dua ile iyileşme yollarını öğreten ve terbiye eden Rabb’ime sığınmak. Ne ile? Tabibimin dili ile: "Göz açıp kapayana kadar dahi olsa, beni nefsime bırakma." Amin.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ