Bu Yara Senin Sızlattığındır... (2)

Bu Yara Senin Sızlattığındır... (2)

...

Kitabından özür diledi adam, her gün indiği merdivenleri canını acıtma korkusu yaşar gibi parmak uçlarında sekip ikişer üçer inerek. İlk kez bir gecede bitirmemişti, hatta başlamamıştı bile aldığı kitaba. Gece boyu bir sonraki günün hayalini kurmuştu, çünkü zihninde bundandı özrü. Durakta bekledi ve bu bekleyişi sevdi. Otobüsün geç gelmişliğini, ayaküstü dururken ayaklarındaki ağrıyı sevdi. Gün nasıl bitecek, buluşma saati nasıl gelecek onu düşünüyordu ama bu sabırsızlığını bile sevdi. İş yerine geldiğinde özenle çalıştı, gördüğü herkese özenle selam verdi adam. Bulduğu her boşlukta elinde tuttuğu ve hiç bırakmadığı kitabını okuyordu, gece ihmal edip kırdığı gönlünü almaktı niyeti. Her sayfasına ufak notlar alıyor, beğendiği her satırın itinayla altını çiziyordu. Kitabın sonlarıydı olay örgüsü fazlaca dramatik ve normal zamanda okusa ağlanacak türdendi; fakat ağlamaya niyeti yoktu adamın. O anda bir mesaj sesi ile irkildi ve önce saate baktı alelacele, sonra hiç alışkın olmadığı bir hareketi yaparak satır sonunu beklemeden kalemi bıraktı kitabın arasına ve hızla açtı mesajı. O anda uçtu tebessümü yüzünden. Dünden bu yana midesinde oluşan ağrı kayboldu bir anda ve o anda gelip oturdu yine omuzlarına kaybetmişlik duygusu. Hayat sahnesi tekrara binmişti yine ve anlamsız bir özrün ardından buluşmaya gelmeyeceğini ifade eden birkaç söz dizesi ve yine lanet bir “HOŞÇA KAL…” Sakince bıraktı telefonu elinden, kitabına baktı ve: “Ben hıyar herifin tekiyim, sen benim kusuruma bakma.”‘ dedi. Bu özrü fazlasıyla hak etmişti kitap. Değmeyen bir kadın için değmeyecek bir umut büyütmüş, o umut ile heyecan duyup okuduğu satırı bile yarım bırakmıştı. Aldı eline kitabı ve son sayfalarını okudu. Kitabı bitirdi, kapağı kapatıp: “Ulan, bir kerizlik hikâyesi daha işte. Allah senin de belanı versin Müzeyyen!” diye sataştı kitabın kahramanına. Aldı eline kitabı, bu defa parmakları arasında iğreti durmasını ister gibi tutuyordu. Elini cebine koyup yürümeye başladı. Sesli bir kahkaha attı sokağın fiyakalı haline; sonra kahkahasına gözyaşını ortak etti. İlerledi ağır aksak, bu defa ayaklarıyla kavga etti. Kurduğu tüm hayallerinin düştüğü dipsiz kuyuya derinden bir küfür etti. Bir ara yakıştıramadı beyefendi kimliğine küfrü, ama sonra: “Ulan, alıştım be senin yüzünden, her şeye alıştım.” dedi o küfrün kendine yakışmasını isteyerek. Sonra: “Boş ver!” dedi adam sessizce, “Herkes kendine yakışanı yapar, ona da gitmek yakışıyor belli ki…”

Karşıdan gelen dört-beş yaşlarında ki kız çocuğuna gülümsedi o an, iyi niyetinin gitmeyi bile edebiyata dökmesine kızarak. Sonra, kızın masum yüzünde karşılık bulan bir tebessüm gördü, bir an sevindi. Ardından büyük biri olsa, “Ne gülüyor lan bu gevşek?” diye düşünürdü, diye geçirdi aklından. “Ne kadar masumsun sen, hep böyle kal.” duası ederek ilerliyordu ki karşıdan bir kadının yüzüne attığı kötü bakışlarla, gülümseyen o masum çehreyi nasıl kaçırdığını gördü kendinden. Haklı oluşunun verdiği sinirle bir küfrü ağız içinde yakalayıp susturdu adam ve “Bu defa değil!” diyerek devam etti yoluna. Evin önündeki merdivenlerde durdu. Sabah neşeyle indiği merdivenlere sert bir bakış attı. Tam merdivenleri çıkmaya yelteniyordu ki takılıp düştü. Elinde oluşan hafif sıyrık kanamaya başladı ve bu defa akan gözyaşlarını engellemeden gözlerini elindeki yaraya dikerek seslice haykırdı adam:

“BU YARA SENİN SIZLATTIĞINDIR!”


-Nilay ŞİRİN-

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ