Bu Hasretin Sonu Vuslattır

Bu Hasretin Sonu Vuslattır

Sabahın erken saatlerinde, bir sesle açtım gözlerimi. Kalbimde istemsiz bir çarpma etkisi… …ve bir arayış… Sağa sola çevirdim başımı, sanki birini arar gibi sonra, doğruldum yataktan ve pencereme yöneldim. Henüz ağarmayan günün karanlığını seyrettim bir müddet. Neydi beni içine çeken? Neydi bu ses? Ya üzerimdeki tesirini nasıl izah etmeli? Zihnimin değil, bedenimin ve kalbimin isteğiyle hareket etmeye karar vermiştim bugün. Oturdum yatağıma sessizce ve çektim üzerime battaniyemi. Hafif bir üşüme ve sersemlikle, ellerimi bağladım, gözlerimi kapatıp seyre durdum o sesin hayalini. Anılar… Sarılmalar… …ve daha nicesi…

Odama sessizce dolan, muzip bir çocuk gibi, yüreğimi şenlendiren güneş ve kuş sesleriyle tebessüm yayıldı yüzüme. İçimde tarif edilemez bir coşku ile onu dizginleyen burukluk, belki de hasret... Adını henüz koyabilmiş değilim bu duygunun. Bir kez daha pencereme yönelip izlemeye koyuldum dışarıdaki günü. Bugün havada bir güzellik seziyorum. Gök, sanki daha bir mavi… Yeşillenmiş yurdumun çorak yerleri. Kuşlar bestesini yapmışlar aşkın. …ve ılık bir esintiyle bizlere kucak açan rüzgârın neşesi… En yeni kıyafetlerimi giydim hızlıca. Uzun süredir olduğu yerde bekleyen ayakkabılarımı da… Yürümeyi yeni öğrenmiş çocuk edasıyla bastım yere ve adımladım hızlı hızlı. Her şeyi hızlı yaşamak istiyordum bugün. Ancak öyle sığdırabilirdim her şeyi, saatlere.

Bahçeye çıktım. Havayı çektim derince ve rüzgârla kucaklaştık bir süre. Evimden çıkıp yürümeye başladım. Her bir adımda tarif edilemez mutluluk yaşıyordum. Kalbimde bir heyecan… Dolaştım bütün tanıdıkların evlerini. Uzun süredir hasret kaldığım her kim varsa, çaldım kapısını. “Ben geldim.” dedim. “Sizin için…” Bu cümleyi ömrümce kaç kez kullandığımı inanın bilmiyorum. Gerçekten onları görmek için kaç kez varmıştım kapılarına? Hepsinde aynı tebessüm ve heyecan vardı. Her kapıda coşkulu bir kutlama… Beraber yenilen yemekler… Dostlarla içilen kahveler… Hepsinde ayrı bir lezzet, ayrı bir aşk vardı. Özlemişiz kalabalıklarda korkusuz dolaşmayı. Özlemişiz sarılmayı. Halimize yansıyordu bu özlem. …ve koca bir günü, ayakkabılarımı eskitmeyi kafama koymuş gibi, adımlayarak bitirdim. Girmediğim kafe, görmediğim dost, akraba kalmamalıydı zira. Zerresine varıncaya dek kullanmalıydım özgürlüğü.

Nihayet günün sonunda evime doğru tekrar adımlamaya başladım. Minik yuvam, sığınağım, taş duvardan çok daha ötesi… Şu zorlu süreçte içine dünyayı sığdırdığım yoldaşım… Vardım kapısına ve son adımımı da atarak bahçe kapısını açtım mutlulukla. Merdivenleri çıkıp evime girdim. Evdekilerle ufak bir selamlaşma sonra, yine doğru odama... Açtım kapısını odamın. Adımımı henüz atmıştım ki bir hayal ya da gerçek, duruyor karşımda. Ayrımını yapabilmiş değilim. “Sen miydin gelen? Bu sen misin?” Gözbebeklerimde sevinç yaşları… Kalbim daha da hızlı çarpıyordu artık. Nefesi zor alıp veriyor, sesimin kısılmasıyla, kelimeler etrafa saçılıyordu. …ve yine sabahki ses… Aynı cümleyi söylüyordu karşımda; “Kızım! Benim en özel hediyem!” “Baba!” Bir koşu atladım boynuna. Sarıldım, sarıldım doyasıya. Salgın hastalığın başladığı günden bu yana hiç sarılamadığım ve yüzünü ancak görebildiğim kahramanım! Sesinle hayat buldu yüreğim. Bugün bayram! Bugün havada aşk var. Dünya bir başka güzel. Bugün hasretlerin son bulduğu, insanlardan kaçmanın olmadığı, ziyaretlerin ve dostlarla muhabbetin yeniden canlandığı bir gün… Hiç özlemediğim akrabalarımın, hiç sevmem dediğim ev oturmalarının ve zor gelen hürmet merasimlerinin yeniden mana bulduğu bir gün var heybemde. …ve sen, ey benim güneşim! Kelimeleri kucağına döksem de tarif edemeyeceğim biricik neşem. Seninle iki bayramı bir arada yaşadı ömrüm. Bu akşam seninle bir güneş daha doğdu odama. Bir ömür daha eklendi hayatıma. Tez vakitte hasretlerin son bulması, iki bayramı yaşama ümidiyle…

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ