İsmim Kuşatır Benliğimi

İsmim Kuşatır Benliğimi

Sesler duydum, karanlığa hükmeden, uykularımızı delik deşik eden!

Göğün mavisini çevreleyen dumanlı bir kızıl gördüm.

Her yanı saran bir aydınlık ki; çehresinde kızgınlık beliren…

Ve toz bulutunun altında kümelenen taş yığınları…

Çığlıkları kuşanan bir kıtanın insanları…

 

İşte o gün başladı hikâyemiz.

 

Ben, mülteci çocuk!

 

Yaşım henüz kalem bile tutamayan aralıklarda gezinir.

Göğüs boşluğumdan her akşam hırıltılı bir ses gelir.

Siz nefes deyin adına;

Bende bu sese tecrübe denir.

 

Her solukta büyüyen odur.

Yaşımdan önce ilerleyen odur.

 

Ben, mülteci çocuk!

 

Sığınmanın hecelerini taşırım avuç içlerimde.

Yer eder ayrılık, ruhumun meskeninde.

Yurdumdan gidişlerde saklı kalır benim adım.

Ben Habeş’e hicret eden Sultanın inancına sarılanlardanım.

 

Mesken değişir, dil değişir.

İnsan daima aynı kumaştan biçilir.

 

Ben, mülteci çocuk!

 

Evi barkı kadimliğe küsen…

Ülkesinin kollarında uyumayı düşleyen...

 

İşte şu ellerim ve şu gözlerimde parlayan inancım.

Okşadıkça güzelleşir saçlarım

Ve tuttuğun an ısınır avuçlarım.

Arşa tırmanan mecbur kalışların şahidi benim.

Bir yandan bir yana savruluşların esiri benim.

 

Aynı ipe sarılınca erir hüviyetimizin farklılığı…

Bakışlarında gezinir kardeş kalışımızın sırrı…

 

Ben, mülteci çocuk!

İnsan oluşun simgesi;

Sorguların bariz bekçisi…

 

Bir mahzende eritilebilir mi hiç bir ülke?

İnsan aynı insan ise; bunca nefret ne diye?

 

Mesken değişir, dil değişir,

İnsanın kumaşı aynı ise üstünlük ne ile belirlenir?

-Emine Türkuçar-

1 YORUMLAR

YORUM YAZ